15 Mart 2010

Gelen mi aratır, giden mi?

Evde yaptığım arkeolojik dergi/kitap kazılarında, yaklaşık 30 yıl önce oldukça popüler olan Hayat ‘mecmua’larının bir sayısına ulaştım. Sararmış sayfaları itina ile çevirip o dönemin aktüalitesini ve insanın dünyaya bakış açısını sindirmeye çalışırken (1974 Ağustos’unun bir sayısıydı) bir ilan dikkatimi çekti.

İlanda anlatılanların özeti şuydu; Dergide “A’dan Z’ye Televizyon” adında bir sütun televizyon konusundaki sorulara ayrılmıştı. Okuyucular yeni tanıştıkları bu teknoloji harikasını kullanırken karşılaştıkları sorunları veya daha iyi performans elde etmek için ne yapmaları gerektiğini Türk Philips’in posta adresine mektupla yolluyorlardı. Philips uzmanları da her hafta Hayat dergisinde kısa açıklamalar ile okurları bilgilendiriyorlardı. Bu bölüm iki buçuk yıla yakın bir süredir devam etmişti. Kabaca bir hesapla televizyon yayınlarının başlamasından ve halkın televizyonla tanışmasından hemen sonra. İlanda iki buçuk yıllık bu birikimin bir el kitabında toplandığı ve ilanın altındaki kuponu gönderene ücretsiz ulaştırılacağı yazıyordu.

Tesadüfen arkadaşım Necati de odasında yaptığı hafriyat çalışmasında önceki sayılardan birini bulmuştu. Hemen bu sayıyı karıştırmaya başladık ve soru/cevapların yer aldığı köşeyi bulduk. Sütunda bulunan soruları buraya aktarmak istiyorum:

Bir okur televizyonda görüntünün gölgeli olduğundan şikayetçiydi. Voltaj regülatörü ve dahili anten kullandıklarını belirtip sorunun kaynağını merak ediyordu. Cevap ise dahili antenin sorun yarattığı, çatı anteni kurulması ile problemin çözüleceği yönündeydi. Bir diğer okur ise, pek titiz olsa gerek, birkaç soruyu peşpeşe sormuştu. İlk soru “Kullanım tarifnamesinde televizyonun açma-kapama düğmesine gerek kalmadan doğrudan regülatörden kapanması gerektiğinin yazdığı, bunun emin bir yol olup olmadığı” idi. Kullanıcı kılavuzdaki bilgiyi mantığında tartmış, sonuçtan şüphelenmiş ve uzmanlara danışmaya karar vermişti. Philips uzmanlarının kısa bir açıklamadan sonra “Bir sakıncası yoktur” şeklinde biten cevabı eminiz yüreğine su serpmiştir. 

Okurun aklına takılan diğer soru da şuydu: “Bazı teknisyenler televizyonu kapatmadan önce ses ve parlaklık düğmelerini kısmak gerektiğini tavsiye ediyorlarmış, doğru mudur?” Cevap yine kısa ve net idi: “Öyle yapmak şart değildir. Ancak kısılmaları faydalı olabilir.” 

Bu okur bir hanım olmalı ki, bu kez de televizyon kullanılmadığı zaman tozlanmamaması için örtü örtüldüğünde çirkin bir görünüm sergilediğini, örtmese bir zararı olup olmayacağını soruyor. Bu kez cevap biraz daha ayrıntılı geliyor: “Televizyonun arka kapağında hava alması için delikler bulunmaktadır. Tozlar cihazın üzerine konduğu gibi bu deliklerden de içeriye girmektedir. Bu bakımdan tozlu bir yerde çalışan cihazın bir muhafaza ile tozdan korunmasını tavsiye ederiz.  Ancak temiz muhitte çalışan cihazlar için muhafaza şart değildir. Ancak cihaz çalışırken katiyen muhafaza içinde olmamalıdır.”

Günümüzde de elektronik cihazlara karşı aynı hassasiyetin sürmekte olduğunu görüyoruz. Elektronik cihazlara değer verme ve potansiyellerini ortaya çıkarma uğraşının da ayrı bir keyif olduğu anlayışını paylaşıyoruz. Buna karşılık sadece ülkemizde değil dünyadaki genel tabloya bakınca içimizi karamsarlık kaplamıyor değil. Kendini tüketime kaptırmış, müzik ve film gibi sanatları ‘sarfeden’ ve teknolojiyi ‘araç’ değil ‘amaç’ olarak kabullenmiş bir çoğunlukla karşı karşıyayız. Bu çoğunluk; bir cihazın nasıl çalıştığı, neler yapabildiği, bir şarkının neden bestelendiği, bir filmin hangi şartlarda çekildiği ile ilgilenmiyor. Hedef ona sahip olmak ve yenisi geldiğinde elden çıkarmak. Bu kadar basit. 


O yüzden yazının başlığını “Nereden nereye?” olarak atmadım. Elimizden geleni yapmazsak nereye gittiği belli. Gelen teknolojinin gideni aratmadığı aşikar. Fakat görünen o ki gelen zihniyet gideni çook aratacak.


(Home&Technology dergisinin Mayıs 2004 sayısında yayınlanmıştır.)

Hiç yorum yok: