22 Nisan 2010

Marlon Brando ve toplumu kabullenmek

Kimileri için 20. yüzyılın en iyi aktörü sayılan Marlon Brando, kendisine verilen Oscar ödülünü geri çevirmesi gibi sıra dışı davranışları ile dikkatleri üzerine çekmişti. Ülkemizde 'Naylon Branda' ismiyle tanınan :) Brando "Paraya karşı koyacak karakterim olmadığı için Hollywood'da bu kadar uzun süre varlığımı sürdürebildim" özeleştirisini yapabilecek kadar açık sözlüydü.


Fransız Studio dergisinin Eylül 2004 sayısında yayınlanan Brando'yla yapılmış son söyleşide aktör dikkate değer şeyler söylüyor. Okuyalım:  
Şu anda sizi şu veya bu filmi seçmeye iten nedir? 
Para. 

Gerçekten mi?
Evet. 


Yalnızca para mı?
Evet. Gençken her şey ama her şey ilgimi çekerdi. Bugün, işlerimden sorumlu olan tip bana gelip şöyle diyor: 'Marlon, vergilerin ödenme tarihi geldi.' Ben de gönderilen bir senaryoyu alıyorum ve 'İyi tamam, bunu yapacağım' diyorum. Ama o bana şöyle diyor: 'Hayır Marlon, o olmaz, o film çekildi ve çıktı bile.' Ben de başka birini alıyorum. Aslında tam olarak da böyle değil. Çok büyük başarı gösterecek filmler de geliyor ama ben bunları istemiyorum, çünkü canım o şaaşalı sinemanın içine dönmek istemiyor. 


Sanki sinema bugün sizin çok önem verdiğiniz bir şey değilmiş gibi geliyor?
Sinema her zaman aynı şeydir. Bu bir ticari iştir, ama herkes filmlerden sanki sanatmış gibi konuşuyor. Bir filmde belli bir güzellik vardır, çok çarpıcı anlar yer alabilir ama ben sinemayı sanat olarak görmüyorum. Bu bir iştir! Herkes burada işadamları gibi davranıyor: Film kaça mal olacak? Dağıtımcı kim olacak? Ne zaman çıkacak? Tanıtımı ne kadar tutacak? 


Yine de insanların hayatını değiştiren filmler var...
Birçok insan sinema tarafından zehirlenmiş durumda. Neden böyle olduğunu bilmiyorum. Daha doğrusu, aslında biliyorum. Çünkü biz, oyuncular, halkın düşleriyiz. İnsanların rüya görme ihtiyaçlarına cevap veriyoruz. Filmlerde insanlar kendilerini bizimle özdeşleştiriyorlar ve kendi hikâyelerini var ediyorlar, yani aslında gerçek oyuncular seyirciler. 


Oyuncu olmasaydınız bir bilgin olmak ister miydiniz?
Oyuncu olmasaydım sanırım bir hırsız olurdum. 


Ne çalmak için?
Bilmem, yaşamak için ihtiyacım olan ne varsa. Uzun zaman önce Paris'te Jean Genet diye birini tanımıştım. Aynı zamanda hem hırsız hem de yazardı. Bana bir sürü hikâye anlatmıştı, etkileyiciydi. Ama toplumdan kaçılabilen ve bir şekilde hayatın sürdürülebileceği dönem bitti. Artık bu var olan toplumu kabul etmekten başka çare yok. 


Fransa'da yaşadığınız bu dönemden ne gibi hatıralarınız var?
O kadar çok var ki. Fransa'ya taparım, çünkü bu ülke, benim için İkinci Dünya Savaşı sonrası özgürlüğün kalesidir. Saint-Germain'de bir ruh vardı. İnsanlarla dolup taşan jazz kulüpleri vardı. Yazarlar, sanatçılar, entelektüeller vardı. Şimdi bunların hepsi değişti. Bu çok ilginç, çünkü Fransızlar Amerikan toplum hayatıyla dalga geçerlerdi. Şimdi ise kendileri de aynı hayat tarzını benimsedi. İş dünyasının da burayı çok değiştirdiğini düşünüyorum. Hepimiz satıcılara dönüştük. Yazarlar artık televizyonlarda çıkıp kitaplarını tanıtabilmek için can atıyorlar, sırf kitapları satsın da para kazansınlar diye. Her şeyin alınıp satıldığı bu dünyanın altında boğuluyoruz.

Hiç yorum yok: